Conference Topic: new media vs. nation states

nation states

I began to work on a paper for The 3rd International Conference on Conflict, Terrorism and Society at Kadir Has University, where I teach Online Reputation Management.

I believe that the participatory means that the new media tools have provided for the people are creating more and more demand for participatory democracy. This is quite a problem for nation states since the system is based on representative democracy and limited participation in the decision making process of the governments.

So, that’s quite an interesting topic to think about. I will let you know when I have more to say on this topic. For the moment, I can share the proposal with you:

Development in Internet technologies has changed the structure of mass communications fundamentally. The change from Web 1.0 (one-way communication) to Web 2.0 (two-way communication) has given the people (i.e. citizens) a very substantial power of communication: the ability to give immediate and qualitative feedback. This is to say that, in traditional communication mediums, including Web 1.0, the people were in a passive position as a listener and not talker. The owners of mediums and information channels were in an active position as talker and not listener.

The traditional dynamics of communications gave the power holders a great deal of possibility to contain the participation of the people to a limited context, which has been positioned as a state apparatus. This includes elections, the ballot box, bureaucratic application and objection processes, etc. For instance, the official institution’s telephone numbers and mailing addresses respond through a selective perception. Moreover, there is not much possibility to take your application a step further, if you get rejected… Consequently, the traditional one-way communication system was one of the key parameters for states to continue holding their power.

Web 2.0, in other words, two-way communication gave the people a great deal of space for contribution and participation in the decision-making process for matters that directly interests the public. Also, the new communications enabled people to communicate, organize and assemble very quickly. Now, people can have an affect on the public agenda of a country—and even globally.

If we look at the significant public movements all around the world, we can clearly see that the motivation behind a significant percentage of them is “the public demand for participation to decision-making process.” We think of 2003 Ukraine’s Orange Revolution, 2009 Iran’s Green Revolution, The Arab Spring, Occupy Wall Street in USA, Gezi Park Movement in Turkey and finally the Kiev Protests again in Ukraine as most striking examples as physical manifestation of thereof demand for participation, which was already transmitted through new media.

Thus, I would like to make an in-depth analysis of the relationship between the developments in new communications and rise of the demand for participatory democracy globally. I see this as one of the key drivers that will effect the future of the state and world politics. I think that majority of states around the world will evolve into participatory democracies that will encourage their citizens to participate in (and crowdsource) decision-making process of the state.

Online aktivizm: imzamı attım, işim bitti!

participation and activism

Uzun zamandır blogumu ihmal ediyordum. Fırsattan istifade, zamana işaret koymak ve söylediğim bazı şeyleri yazıya dökmek için tekrar bu alışkanlığı kazanmaya çalışıyorum.

Son zamanlarda, yoğunlukla yeni medya aktivizmi ve imza kampanyaları hakkında konuşmalar yapıyorum. Bu konuşmalarda sıklıkla karşılaştığım bir soru var: bir kampanyayı imzalıyoruz ve işimiz bitiyor.

Hayır, aslında online imza kampanyasını imzaladığınızda veya aktivizm ile ilgili bir facebook sayfası, bir twitter hesabı takip ettiğinizde veya başka bir şekilde online bir harekete dahil olduğunuzda işiniz başlıyor. Bitmiyor.

Kısaca söylemek gerekirse, imza bir sonuç değil, bir başlangıçtır. Bir imza kampanyasını imzaladığınız anda o hareketin bir parçası haline gelirsiniz. O hareketin devamında olan gelişmelerden sürekli haberdar edilirsiniz, gerekli olduğunda başka biçimlerde desteğiniz istenir (gösteriye katılmak, bir kuruma telefon etmek, mektup göndermek, eposta göndermek, twitter/facebook sayfalarına yorum yapmak, vb.) ve gitgide bu hareket ile ilgili bilginiz, ilginiz, sorumluluğunuz artar. Dolayısıyla, zihninizde ve gönlünüzde o konu daha fazla yer işgal etmeye ve hayatınızda daha önemli hale gelmeye başlar.

Bunu yeni medya iletişiminin beraberinde getirdiği sürdürülebilir iletişimin bir etkisi olarak düşünebiliriz. Çünkü benzer biçimde, bir facebook sayfasını beğendiğinizde, bir twitter hesabı takip ettiğinizde artık o kanaldan yapılan iletişim hayatınızın bir parçası haline gelmeye başlar. Günlük bilgi akışınız içerisinde yerini alır ve siz iptal etmedikçe de algısal alanınızdaki varlığını sürdürmeye devam eder.

Bu konuda, Georgetown Üniversitesi ve Ogilvy Mather Worldwide PR ajansının birlikte yürüttükleri Kasım 2010 tarihli “The Dynamics of Cause Engagement” (Mücadele Alanı Katılımının Dinamikleri) araştırmasında bunu destekler nitelikte bulgular var.

Bu araştırma sonuçlarına göre, bir mücadele alanı ile geleneksel medya kanalları aracılığı ile katılım gösterenlere kıyasla yeni medya kanalları aracılığıyla katılım gösterenler,

  • İki kat fazla, gönüllü olarak zamanını vermeye;
  • İki kat fazla, yürüyüş ve etkinliklere katılmaya;
  • İki kattan daha fazla, mücadele alanını destekleyen markalardan ürün ve hizmet satın almaya;
  • Üç kat daha fazla, mücadele alanı için başkalarının bağışta bulunması için çaba sarf etmeye;
  • Dört kattan daha fazla, başkalarının bir kampanyayı imzalaması veya siyasi temsilcileriyle iletişime geçmeleri için cesaretlendirmeye; yatkın oluyorlar.

Bu sonuçlardan görebileceğiniz üzere, yeni medya iletişiminin süreğen ve sürdürülebilir yapısı iletişime geçen ve katılım gösteren insanların bu iletişim sonucunda katılım gösterdikleri mücadele alanı hakkında daha hassas ve duyarlı birer kişi haline dönüşüyorlar.

Sonuç olarak, bu kişilerin düşünceleri ve davranışları da değişiyor. Aynı araştırmada çıkan önemli sonuçlardan birisi de bunu destekler nitelikte:

  • Araştırmaya katılanların yarısından çoğu, bir mücadele alanına dahil olduktan sonra düşünce ve davranışlarının değiştiğini;
  • Araştırmaya katılanların yarıya yakını ise, bir mücadele alanına dahil olduktan sonra oy verme davranışlarının değiştiğini belirttiler.

Bütün bu söylediklerime bakarak şunları söyleyebiliriz: Yeni medya üzerinden aktivizme katılmak, bir sonuç değil, bir başlangıçtır. İnsanların imza kampanyalarına imza atmalarını küçümsenecek, tembelce davranışlar olarak görmek yerine; dünyayı daha iyi bir yer yapmak için mücadele edecek bir kişinin ilk adımı ve bu düşünce sistemine giriş kapısı olarak görebiliriz. Eğer duruma bu açıdan bakacak olursak, gelecekte yerel, ulusal ve uluslararası düzeyde karar verme aşamalarına daha fazla katılım gösterebilmek için, bu konulara ilgi duyan ve, şu an için, yetersiz de olsa yapılan iyi niyetli hareketleri teşvik etmek gerekir.

Bugün imza kampanyasına imza atan insanlar, yarının bağışçıları, gönüllüleri ve geleceği inşa edecek kişiler olacaklar. Zihinlerinde açılan o umut kapısını kapatmayın.

1 / 19012345...1020...Last »