[TÜSEV Blog]: Toplumsal değişim ve anlatıcılık

storytelling

Toplumsal değişim için anlatacağın hikaye samimi olmalı.

Eskiden farklı rollere bürünür, tanıştığım insanlara kendimi farklı isimlerle ve farklı karakterle tanıtırdım. Ben anlattıkça, ağzımdan çıkan olaylar, kişiler, anılar birer birer gözümün önünde canlanmaya başlardı… Anlattıkça hikaye gözümün önünde gerçek olur ve kendim bile inanmaya başlardım.

Yazar olmak istiyordum, doğaçlama nasıl hikayeler yaratabildiğimi görmek için alıştırmalardı bunlar. Bazen dinleyicilerime gerçek ismimi ve kim olduğumu söylediğimde verdikleri—şiddetli—tepkiden ne kadar başarılı olduğumu ölçebiliyordum. Bazen, bu hikayelere arkadaşlarım da dahil olurdu. Onlar da sanki kendileri o hikayenin parçasıymış gibi anılar ekler: “Hatırlıyor musun, bir keresinde de şöyle olmuştu…” diyerek hikayenin bir parçası olurdu.

İşte, bir hikayenin en etkili olduğu zaman, ona inanan ve onu anlatanların sayısının çoğaldığı andır. Toplumsal değişim de ancak onun gerçekleşebileceğine inananların çoğalmasıyla mümkün olabilir. Yani, aslında şöyle söyleyebiliriz: Toplumsal değişim bir hikayedir, doğru anlatılmayı ve sürekli daha çok anlatılmayı bekleyen.

Bu açıdan baktığınızda, sivil toplum ve toplumsal değişim için iletişim, bambaşka bir çehre kazanıyor. Çünkü toplumsal değişim, basmakalıp basın bültenleriyle, jargonla boyanmış çağrı metinleriyle ve sabit bir düşünce çerçevesine hapsedilmiş iletişim alışkanlıklarıyla gerçekleşemez. Gerçekleştirmeyi başarmış olan varsa, öne çıksın…

Toplumsal değişim bir hikayedir. İnsanlar, ne kadar çok o hikayenin bir parçası, bir aktörü olabilirlerse, o değişim ancak o kadar mümkün olur. Dolayısıyla, bu anlamda iletişim haber veren, duyuran, buyuran bir yaklaşımdan çıkıp davet eden, dahil eden ve imkan veren bir çehreye bürünmeli.

Sivil toplumun, bu çehrede bir iletişim kurabilmesini sağlayan en önemli iletişim alanı da online, yani yeni medya mecraları. Çünkü—artık herkesin ezberlediği tanımla—geleneksel medya, tek yönlü sadece haber veren-haber alan ilişkisi kurulabilen kısıtlı bir iletişim alanı. Yeni medya ise, karşılıklı iletişimin kurulabildiği bir alan. Yeni medya sayesinde, iletişim üç yeni önemli etmen kazanıyor: diyalog, etkileşim, deneyim. Bu üç etmen sayesinde, anlatıcılık becerimiz ve bu becerinin yarattığı etki geleneksel yöntemlerden kat kat büyük oluyor.

Dünya değişiyor ve değişen bu dünyada, yeni medya araçları bize yeni anlatı teknikleri sunuyor. Fakat bu teknikler, ancak insanları da dahil ettiğiniz takdirde sürdürülebilir hale gelir. Bu da en başında söylediğimiz “hikayenin bir parçası olmak” kavramıyla birebir örtüşüyor.

Bununla ilgili olarak, yeni medya alanının en önemli özelliklerinden birisi: İnsanlar bir hikayenin parçası olduklarında bu hikaye sürdürülebilir hale gelir. Hikaye sürdükçe, insanların hikaye içindeki rolleri büyür. Önceleri, sadece “beğenen” ve “paylaşan” kişiler iken, daha sonra etkinliklere bizzat katılmaya başlar, daha sonra gönüllü olur ve hatta artık kendi kazancından pay ayırıp bağışta bulunmaya başlarlar.

Bu konuda, Georgetown Üniversitesi ve Ogilvy Mather Worldwide PR ajansının birlikte yürüttükleri, Kasım 2010 tarihli “The Dynamics of Cause Engagement” (Mücadele Alanı Katılımının Dinamikleri) araştırmasında bunu destekler nitelikte bulgular var.

Bu araştırma sonuçlarına göre, bir mücadele alanı ile geleneksel medya kanalları aracılığı ile katılım gösterenlere kıyasla yeni medya kanalları aracılığıyla katılım gösterenler,

  • İki kat fazla, gönüllü olarak zamanını vermeye;
  • İki kat fazla, yürüyüş ve etkinliklere katılmaya;
  • İki kattan daha fazla, mücadele alanını destekleyen markalardan ürün ve hizmet satın almaya;
  • Üç kat daha fazla, mücadele alanı için başkalarının bağışta bulunması için çaba sarf etmeye;
  • Dört kattan daha fazla, başkalarının bir kampanyayı imzalaması veya siyasi temsilcileriyle iletişime geçmeleri için cesaretlendirmeye; yatkın oluyorlar.

storytelling 1

Change.org Türkiye’nin Kampanya Uzmanı olarak çalıştığım dönemde kazandığım tecrübe sayesinde, sivil toplum ve toplumsal değişim için bir topluluk oluşturma ve yönetimi için toplu eposta iletişiminin ne kadar etkin ve samimi olduğunu öğrendim. Daha önceki, tecrübelerimde yeni medyadaki sosyal platformlar üzerine yoğunlaşıyordum ama şu anda birinci önceliğim eposta iletişimi olur. Türkiye’de bu konuda en etkin ve başarılı çalışan iki kurum Change.org ve Greenpeace. Diğerleri şu an için okunmayan ve doğrudan çöpe gönderilen, “basın bülteni” ayarında bültenlerle iletişim kurmaya çalışıyor. Sonuçları siz biliyorsunuz zaten.

Bu anlamda, etkili anlatıcılık teknikleri, temsil edilen kurumu, mücadele alanını veya düşünceyi temsil edecek bir kişilik, üslup ve ses tonunu iletişime yansıtabilmek çok önemli. Eğer dil çok resmi veya kişiliksiz ise, anlattığınız şey kendi hikayeniz olmaktan çıkar ve bir dilekçeye, bir tutanağa dönüşür. Ve hiç kimse, eğer mecbur değilse, bir tutanak okumak istemez.

Bunun dışında, çoğu zaman sivil toplum kuruluşları parçası oldukları düşünce ve alan dolayısıyla o alanın terminolojisi veya jargonuyla konuşurlar. Bu da o konuya hakim veya dahil olmayan kişilerin konuya dahil olmasını engeller. Hatta, yabancılaştırır, uzaklaştırır… Toplumsal değişimin amacı, daha çok kişiyi davet ve dahil etmek ise, daha çok insanın anlayabilmesi için sade, jargondan arınmış ve insanların empati kurabileceği bir anlatı üslubu benimsenmeli.

Aynı şekilde, mecralar belirlenirken de o düşünce, mücadele alanı için uygun olan bir alan belirlenmeli. İletişim kuracağınız mecra, ne kadar popüler olursa olsun, hitap etmek istediğiniz kitleyi barındırmıyorsa, hikayenizi o mecrada anlatmaya çalışmak, mektubunuzu bir şişeye koyup denize atmaktan daha çok emek gerektiren, fakat benzer bir etki yapacak fuzuli bir çaba olmaktan öteye gitmez. Ama ya olur da birisi görürse, belki o zaman hayatımız kurtulur…

Bu bağlamda düşünürsek, yeni medya ve anlatıcılık becerileri sivil toplumun bugüne kadar eline geçen en büyük nimet—eğer etkin kullanmayı bilirsek. Bunun için de, hikayemizi ne kadar kişiselleştirebildiğimiz, empati kurulabilmesi için ne kadar samimileştirebildiğimiz, en doğru ve en etkili şekilde hangi mecralarda, nasıl bir üslupla sunduğumuz, anlatıcılığa nasıl bir kişilik kattığımız ve insanların kendisini dahil edebilmesi için ne kadar etkileşime imkan verdiğimiz, uğruna emek verdiğimiz değişimin gerçekleşmesini sağlayabilecek etmenler.

Onun dışında, binlerce basın bülteni, yüzlerce slogan, onlarca internet sitesi yapmak sahip olduğunuz kısıtlı bütçeyi ıssız adalarda çarçur etmekten farksız olur. Önemli olan, inandığınız şey ve onun gerçekleşmesi için kime, nerede, nasıl anlattığınızdır. Hikayelerinizi farklı bağlamlarda, o bağlamın şartlarına göre anlatmaktır. Sonrasında zaten davanıza insanlar eklendikçe, farklı bağlamlar birleştikçe, hikaye kendiliğinden güçlenerek büyür ve sonunda gerçek olur.

Dünyanın en önemli toplumsal değişim hikayelerinden birisi olan 1984’ün yazarı George Orwell de böyle söylüyor: “Sade bir dilin en büyük düşmanı samimiyetsizliktir.

Belki biraz klişe olacak ama üç-dört sene önce izlediğim şu video, konumuzu güzel özetliyor: Aynı şeyi anlattım, ama farklı kelimelerle.

degisimicinbagis.org

[Digital Storytelling] Paylaşıldıkça büyür. Hareket yaratan hikayeler.

10151424_635797073135913_6361777739315063961_n

Bugün Studio-X’te gerçekleşen “Dijital Hikaye Anlatıcılığı” etkinliğine konuşmacı olarak davet edilmiştim. Benden beklenenin aksini yaparak işin anlatıcılık kısmına odaklanmak istedim. Çok sevdiğim ve düşünce sistemimi etkileyen iki Rus anlambilimciden söz ettim.

Birincisi, Vladimir Propp, Masalın Biçimbilimi isimli kitabıyla masalların izlediği formülasyonları ve yapısal benzerlikleri 31 ana başlık altında toplamış. Ayrıca, her hikayede gözlemlenen 7 ana karakteri açıklamış.

İkincisi, muhteşem Mikhail Bakhtin, çağının çok ötesindeki adam. Batılı dilbilimcilerin sinirini bozan ve tüm Varoluşçu, Post-modern düşüncenin orasından burasından tırtıkladığı Bakhtin’in düşüncesinden bazı başlıklar vermeye çalıştım.

Sunuma bakmak isterseniz: 

Buradan da etkinliğin tamamını izleyebilirsiniz. Benim kısım birinci saatten sonra başlıyor. Hemen sonrasında da Yaratıcı Fikirler Enstitüsü‘nden Engin Önder, 140journos vatandaş haberciliği oluşumunun nasıl doğduğunu ve hikaye anlatıcılığı alanındaki yerini anlatıyor.

1 / 19212345...1020...Last »