Gennaration: dijital iletişimin devrimsel gücü

Google ve Çin arasındaki kriz, İran seçimlerinden sonra Twitter üzerinden düzenlenen protestolar, İsrail’in Mavi Marmara müdahalesinde konvansiyonel iletişim ağlarını engellemesi, fakat sosyal medya ve interneti hesaba katmayı unutması…

Bunların hepsi diyaloğa dayalı iletişimi ortaya çıkaran dijital iletişim ve sosyal medya ağlarının yeni bir dünya düzenini oluşturmaya başladığının belirtileriydi. Bu belirtiler daha sonra, Tunus’ta başlayıp Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkelerine yayılan, Mısır’da doruk noktasına ulaşan toplumsal hareketlenme ile küresel anlamda dönülemez bir değişim sürecinde olduğumuzu gösterdi.

Bu değişim, “demokratik” yönetimleri gerçek anlamda demokratikleşmeye; demokratik olmayan yönetimleri ise yok olmaya, yerlerine demokratik yönetimlerin oluşturulmasına mecbur bırakıyor. Mısır’daki ayaklanmalar süresince tüm iletişim kanallarının yanında, öncelikli ve sistematik biçimde internet erişiminin de kapatılmış olması, demokratik iletişimin en etkin kaynağı olduğunu gösteriyor.

A. Selim Tuncer, blogunda yayımladığı “Kablolar çift yönlü çalışınca…” başlıklı yazısında, internet iletişiminin içinde bulunduğumuz döneme devrimsel bir nitelik kazandırdığını şu sözleriyle dile getirmişti: “İnternetin devrimsel yanı, Elektronik Kültür Dönemi’nde tek yönlü çalışan kabloların veri akışını çift yönlü hale getirmesinde gizlidir.”

Bununla beraber, geçen sayımızda Serdar Paktin’in “Bas bas ‘like’ları markaya” başlıklı yazısında değindiği gibi sosyal medya ve internet iletişiminin bu devrimsel gücünü, “slacktivism” adı verilen bilgisayar başı aktivizminden öteye götürmesi gerekliliğini, göz ardı edilemeyecek Mısır örneği üzerinden gözlemliyoruz.

İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyelerinden Dr. Özgür Uçkan ise kaleme aldığı son yazısında Mısır olaylarını Arthur Kroeker’in aynı başlıklı yazısına atıfla “Arap Baharı” şeklinde isimlendiriyor ve şunları söylüyor:

“Arap Baharı’nı internete ve iletişim teknolojilerine bağlayan, bizler ya da olaylara Twitter’dan bakmaya alışmış gazeteciler değil, bizzat isyancıların kendisi oldu. İsyanın asli motoru gençlik. Gençlik de muhalefet, örgütlenme, eylem ve iletişim için geleneksel yöntemlerin yanı sıra interneti de çok yoğun bir biçimde kullanıyor. Bu ülkelerde dijital aktivizmin, coğrafyamızda olduğundan daha derin bir geçmişi var.

Aslında internetin isyandaki rolünü anlamak için otokratik rejimlerin internete nasıl yaklaştıklarına bakmak yeterli. Tunus başta olmak üzere, Arap ülkelerinin çoğu, siyasal internet sansürü, muhalif blog yazarları ve aktivistlerin tutuklanması, yoğun filtreleme gibi ağır internet baskılarıyla tanınıyor.

2011 başında olup bitenler bu ‘önlemlerin’ neredeyse hiçbir işe yaramadığını da göstermiş bulunuyor. Tunus’taki bu baskı, anonimleştirme teknikleri, vekil sunucular gibi karşı önlemlerle aşılarak, Facebook ve Twitter başta olmak üzere sosyal medya, bloglar, P2P ağları, mobil iletişimin yoğun kullanımıyla yerle bir oldu. Elbette, Wikileaks’in, Ben Ali ailesinin devasa yolsuzluklarını belgeleyen içerik katkısını da unutmamak gerek.”

Dünyanın bundan 222 yıl önce yaşadığı Fransız Devrimi’ne benzer bir devrim, bu kez televizyonlar, cep telefonları, kameralar ve internet sayesinde dakika dakika takip edilebiliyor.

Mısır’daki son olaylar da gösterdi ki bu gücü –ve bu gücün beraberinde getirdiği değişimi– göz ardı edenlerin tarih sahnesinden birer birer silinmeleri kaçınılmaz görünüyor.

Bu yazı Gennaration’da yayınlandı.

I see things that are not there--yet.