GriZine: Babam İçin – Will filminin yönetmeni Ellen Perry

GalataFilm‘in prodüktörlüğünü üstlendiği “Babam İçin – Will” filminin galası için tekrar İstanbul’a gelen Ellen Perry, buraya gelen her turist gibi–tabiri caizse–şehre aşık olmuş. Galada neşeli dakikalar geçirdiğimiz ve sohbetine doyamadığımız Ellen Perry’yi Konuk ederek GriZine ve bugunbugece işbirliğiyle bir röportaj yaptık. Hatta, Beethoven ve Mozart’ı bir araya getirecek ve de muazzam yeni teknolojilerin ve ses sistemlerinin kullanılacağı bir tiyatro oyunu hazırladıklarını öğrendik.

Devamını GriZine‘de, Rudi’nin röportajını da bugünbugece‘de okuyabilirsiniz.

Gennaration: zarfa değil, mazrufa bak: dijital ortamda içerik ve marka

Dijital iletişim, reklam disiplininin yoğun etkisi altında gelişimini sür-dürüyor. Dijital reklam ajansları, bir yandan son derece yaratıcı ve interaktif ‘banner’lar geliştirirken, diğer yandan Haiku yazmayı öğreniyorlar. 140 karaktere farklılaşma yaklaşımlarını ve değer önermelerini sığdırmaya çalışıyorlar. Müşterilerine Twitter’dan “Değerli Mehmet Bey” diye hitap ederek 18 karakter harcıyorlar. Markanın ve iletişimin evrimini anlayamayanlar hala Facebook’tan sadece kampanya duyurusu yapıyor ve kullanıcıların yorum yapmasına izin vermiyorlar. Hala televizyon, radyo veya gazeteden tek yönlü iletişim yaptıklarını sanıyorlar.

Banner ve kampanya iletişimi yapılmamalı veya gereksizdir, demiyorum. Fakat iletişim, artık sadece bunlar demek değildir, diyorum. Markanızın sosyal medyada bir kişiliği, bir üslubu, bir tarzı olmalı. Kullanıcılara, köhnemiş bürokrasinin dilekçeler üzerinde tozlanmış hitap ve ünlemeleriyle konuşmayı kesmelisiniz.

“Kurumumuz, siz sayın takipçilerimize bu bildirimi yapmaktan gurur duymaktadır.” Altında layk yok, yorum yok.

Zaten, şu “-maktadır” mastardan bozma yüklemi hangi belgeye bulaşırsa sanki bir virüs gibi bütün belgeyi zehirliyor ve eskimiş kitap tozuna alerjisi olan herkesi aksırttığı gibi belgenin tamamını ‘bürokraksırttıyor’. Kullanıcı, Facebook’ta layk verip üstüne iki kahkah kihkih yapamadığı markanın dönüp yüzüne bile bakmıyor artık sayın amirim. Twitter’dan menşın atıp da cevap alamadığımız markayla ne işimiz olur allasen!

Geçenlerde, bir öğrencim Starbucks üzerine sunum yapıyordu ve bu markanın sosyal medyada anında cevap politikası (immediate response policy) olduğunu söyledi. “Hadi deneyelim o zaman” dedik. Hemen Twitter’dan iki menşın… Cevap 8 saat sonra geldi: “Kusura bakmayın, mesai saatimiz değildi.” Bizi senin mesai saatin ilgilendirmiyor ki! 24 saat yaşayan bir ortamda küresel bir marka ile iletişim kurmaya çalıştık. Bizi, kişisel olarak senin mesai saatin olup olmaması ilgilendirmiyor!

Kısacası, kullanıcı artık karşısında bir karakter görmek istiyor. O karakter, rolünü oynasın ve rolünü oynarken güzel zaman geçirmemizi sağlasın. Kullanıcı şunu istiyor: Markanın bir hikâyesi olsun, bana hayatıma değer katacak ve kendi profilimde paylaşmaktan gurur duyacağım ve sosyal kişiliğimi oluştururken kullanabileceğim değerli bir yapı taşı versin. Bunu yaparken beni ürününü almaya, hizmetlerine para vermeye veya herhangi bir şekilde cebimdeki parayı almaya çalışsın, bu sorun değil. Ve bir gün gidip alışveriş yapacak olursam, merak etme; sen zaten her gün aklımda, zamanımı güzel geçirirken yanımda olduğun için, tabii ki gelip paramı sana harcayacağım.

Markalar, iletişimin nereye gittiğini, nasıl değiştiğini, bu değişimin beraberinde hangi dinamikleri doğurduğunu anlamak zorundalar. Anlayanlar çoktan atı alıp Üsküdar’ı geçti (Old Spice Man’e gönderme olsun), anlamayanlar hala “sosyal medyalarda iletişimlerini son derece zarifane biçimde kurmaktadırlar.” Bütün bu konuştuklarımız bizi içerik üretiminin ne kadar önemli olduğu konusuna getiriyor. Her yerde duyuyorsunuz “içerik kraldır” (Content is the king) veya “hikâye anlatmak her şeydir” (Storytelling is everything) diye. Bunların hepsi markanızın zamanın ötesinde, salt satış beklentisi olmadan, kullanıcılar ve markanız arasında duygulara ve deneyimlere dayalı daha kemikleşmiş bir bağ kurmanız gerektiğini söylemeye çalışıyor. Bu kadar abartmadan söylemek gerekirse, kullanıcıya bir şey anlatmıyorsanız, zamanını güzel geçirmesini sağlamıyorsanız ve eğer kullanıcınız, ürettiğiniz içeriği paylaşmanın arkadaşları ve çevresi içerisinde kendisini yücelteceğini, kendisine Sosyal Kapital sağlayacağını düşünmüyorsa—markanızın düşünmesi gereken çok şey var demektir.

Markanız için, katılım sağlayacak, duygusal bağ oluşturacak yaratıcı içerikler üretmeniz veya ürettirmeniz gerekiyor. Bu içerikler, ‘banner’ ve “Değerli Mehmet Bey” diye başlayan tweetlere kıyasla her zaman orada olacak ve aradaki bağı sürekli sağlam tutacak ataçlar olacaklar. Mamafih, hazırlattığınız o güzelim ‘banner’, bir sonraki haftaya pazarlama departmanındaki bir sabit diskte arşivlenmek üzere yerini alacaktır.

Bu yazı Gennaration’da yayınlandı.

12 / 194« First...1011121314...2030...Last »