Gennaration: renkli kavramlar

Işıklar Askeri Lisesi’ndeki öğrenciliğimin ilk yılında belediye, Bursa Namazgah Köprüsü’nü maviye boyadı. Arkadaşlar arasında konuşurken, içlerinden biri köprünün maviye boyanmasının nedeninin insanların bu köprüden atlayarak intihar etmelerini önlemek olduğunu söyledi.

Biz de güldük.

Çünkü böylesi bir önerme, o an için bana hiç de rasyonel – o zamanlar rasyonel terimini bilmiyordum- hiç de mantıklı gelmemişti. Köprü maviye boyandı diye kendisini öldürmeye niyetli olan birisi, bu niyetinden vazgeçer miydi hiç? Köprü mavi diye intihar etmekten vazgeçen bir kişi, o anki düşünceme göre, ya biraz alıktır ya da intihar etmemek için bir bahane arıyordur. Düşünsenize; dünyada sizi tutacak hiçbir şey kalmamış, tutunacak bir dalınız yok, tutunacak bir dalınız olsa dünyayı biraz daha yeşil görebilirdiniz, sevdikleriniz belki uzakta, belki sevdiğiniz sizi terk etmiş, belki sevdiğiniz bir arkadaşınız ölmüş, belki deprem olmuş, belki dünyadaki hiçbir şeyin anlamı kalmamış, insanlar yabancı, düşünceler tuhaf, duygular darmadağın, varoluşunuzu destekleyecek hiçbir şey kalmamış… Ve bu yaşantıya bir son vermek için gidiyorsunuz köprüye. Ama o da nesi?

Köprü, mavi!

“Hay bin kunduz!” diye söylenerek, ayaklarınızı sürüye sürüye eve dönüyorsunuz ve yaşamaya devam ediyorsunuz.

Böyle düşününce gülmemek elde değil.

Samuel Beckett, Estragon’a, “Hadi, kendimizi asalım!” dedirttiğinde Vladimir’in “Ama ipimiz yok…” yanıtıyla ikisinin de pes etmesi ve kendilerini asmayı sonraki güne ertelemeleri de bu yüzden komik. Ayrıca, sahneye dikkat edecek olursanız, onların da tutunacak bir dalları yok; kendilerini asmaya çalıştıkları dalın da onları taşıyacağı meçhul. İronik.

Fakat, benim bu ve benzeri konulardaki düşüncem ve tutumum yıllar içerisinde değişti. Formasyonumun ilerleyen yıllarında kavramlar, duygular, düşünceler ve algılama dinamikleri üzerine çalışmaya başlayınca; duygular, düşünceler ve algılar arasında sinir sistemimiz kadar iç içe geçmiş bir ağ yapısı olduğunu idrak ettikten sonra; önemli olanın köprünün mavi olması değil, o köprünün üzerinde yürüyen insanların zihnindeki köprünün rengi ve dolayısıyla onlara hissettirdikleri, düşündürdükleri, kısaca o köprünün nasıl algılandığı olduğunu öğrendim.

Böyle düşündüğümüzde, iletişimde renk ve renklerin iletişimi, algısal dünyamızda çok önemli yer kaplıyor diyebiliriz. Bu yüzden etrafımızda görsel olarak algıladığımız şeylerin renkleri kadar iletişimde kurguladığımız kavramların da renkleri önemlidir. Kavramlar her ne kadar soyut ve gözle görülmez şeyler olsa da onları tanımlarken kullanacağımız kelimeler ve diğer terimler -yazılı olarak anlatıyorsak tipografi, zemin, vb.; sözlü olarak anlatıyorsak anlatıcının ses tonu, üslubu, jest ve mimikleri- de tanımladığınız kavramın algısal renginin oluşmasını sağlayan önemli etkenlerdir.

Bu açıdan bakınca, hepimizin dünyayı farklı gördüğü, hepimizin Tanrı algısının farklı olduğu ve renklerin-zevklerin tartışılmaz olduğu gibi klişeleşmiş bir tartışmaya girdiğimi sanmayın. Burada anlatmak istediğim şey (pazarlama iletişiminde olduğu gibi); kavramları, eşyaları, ürünleri veya markaları hedef kitlenizin zihninde konumlandırırken, bu konumlandırmanızı destekleyecek algısal göstergeleri kullanmanızdır. Bunlardan bir tanesi de renktir. Nasıl ki hastane deyince beyaz, beyaz deyince temizlik aklımıza geliyorsa; nasıl ki devlet dairesi deyince gri ve karanlık koridorlar, o griliğin ve karanlığın içinde bürokrasinin sonsuza giden labirentinin derinliğinde kaybolan kuyruklarda bekleyen insanlar geliyorsa; nasıl ki Sprite deyince yeşil, yeşil deyince de ferahlık ve tazelik geliyorsa; Bursa’daki Namazgah Köprüsü deyince de mavi, mavi deyince de Bursalıların aklına umut ve özgürlük gelsin istemişler. Böylece o köprünün üzerinden geçerken insanlar: “Bir gün çok daralırsam gelip buradan atlarım.” yerine “Bir gün çok daralırsam gelir burada açılırım.” desinler diye…

İletişimin tonu da renk tonları gibi insanları daha saldırgan, daha azimli, daha sevecen, daha duyarlı veya iletişimdeki hedefiniz ne ise öyle bir algılama yapmaya yönlendirebilir. Bunun için iletişimde kullandığınız kavram ve terimlerin de renkleri olmalı. Köprü mavi de olabilir, gri de… Geçilir veya atlanır.

Sonraki sayılarda, Türk siyasetindeki bazı karakterler üzerinden bu konunun incelemesine devam edeceğim. Bu karakterlerin iletişimde kullandıkları üslubun ve kavramların toplumu nasıl etkilediğine bakacağız.

Yazıyı Gennaration’da okuyabilirsiniz.

Gennaration: siyasi tarihimizde bir ilk: sosyal medyada seçim kampanyası

Son genel seçimler, Türk siyasi tarihinde ilklerin yaşandığı bir süreç oldu. Siyasi reklam yasağının kalkmasıyla partiler, televizyon reklamları, gazete ilanları vermenin yanı sıra sosyal medya kampanyaları da düzenlediler.

Bu seçimlerde partilerin iletişim stratejileri, mecra tercihleri, marka konumlandırma yaklaşımları gibi pek çok konunun ayrı ayrı vaka analizi halinde incelenebileceği ilkler yaşandı. Ve sonuçta, marka değeri artık yerleşmiş olan AKP, bütün iletişimini istikrar üzerinden yaparak mutlu sona ulaştı.

CHP, bir nevi, relansman kampanyası düzenleyerek, ‘Yeni CHP’ markasını sunmaya çalıştı. Yeni CHP markasının konumlandırmasını etkin şekilde yapabilmek için tüm yenilikçi yaklaşımları da iletişimine taşıdı. Reklam filmleriyle değiştiğini ve daha önceki dönemlerde seçmenlerin zihninde belirli bir kesimin partisi olduğu yönünde yerleşmiş olan algıyı kırmayı başaran CHP, “herkes için” bir parti olacağı vaadini bütün iletişimiyle destekledi. Şimdi partinin bir dönem boyunca bu vaatlerini göstermesi ve algıyı sağlamlaştırması gerekiyor. Bunu da başarırsa bir sonraki dönem… Neden olmasın?

CHP bu yenilikçi yaklaşımını en başarılı şekilde sosyal medyada gösterdi. Sosyal medya kullanıcıları ile CHP arasında bir iletişim merkezi gibi hazırlanan, sosyal medyanın şeffaf yapısının parti ile sosyal medya kullanıcıları arasında bir bağ oluşturması için tasarlanan seffafsayfa.org, Facebook, Twitter ve Friendfeed mecralarındaki iletişimi tek merkezde toplayarak siyasi iletişime büyük bir dinamizm kattı. Kullanıcılar ve parti yöneticileri arasında doğrudan bir iletişim kurulmasını sağladı ve kullanıcıların soruları birinci ağızdan yanıtlanabildi.

Şeffaf Sayfa’nın dışında Facebook’ta “Bir Islık da Sen Çal” kampanyası için bir uygulama hazırlandı. Bu uygulamada kullanıcılar Türkiye haritası üzerinden seçtikleri bir şehrin üzerine tıklayarak 10 saniye boyunca ıslık çalma butonuna basıyorlar ve o şehre belli bir desibel ses kazandırıyorlar. En çok ıslık çalınan şehrin rengi kırmızıya dönüyor ve şehirler arasında tatlı bir rekabet oluşuyor. Aylık ortalama 50 bin ziyaretçiye ulaşan uygulama sayesinde Facebook kullanıcıları siyasi iletişime eğlenceli bir şekilde katkıda bulundular. Genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu da Facebook sayfasındaki 1,5 milyon takipçiyle dünyada en çok takip edilen liderlerden biri.

HerkesicinCHP Youtube kanalı da parti iletişiminin önemli bir merkeziydi. Bu kanalda 45 film yayımlandı ve toplamda 862.000’den fazla kez izlendi. Televizyon reklam filmlerinin yanı sıra CHP Sosyal Medya Ekibi’nin hazırladığı iki video da burada yayımlandı. Videolar yayımlandıkları ilk günden başlayarak çeşitli rekorlara imza attı. İlk videoları olan “Kamyoncunun Gerçekleri”, AKP’nin Bolu Dağı Tüneli hakkındaki reklam filmine karşılık, 24 saat içerisinde hazırlanarak internette yayımlandı. Film, ilk günde 80.000’den fazla kez izlendi.

İkinci film de yine bir anti-kampanya olarak “Bir Daha” reklam filmine cevaben hazırlandı. AKP’nin “Bir Daha” sloganına karşılık “Tövbe Bi Daha” başlığıyla yayımlanan video, ilk 24 saatte 120.000’den fazla kişi tarafından izlendi. 48 saat içinde dünyada “haberler ve politika” kategorisinde en çok izlenen ikinci video, en çok oy verilen 61. video ve en çok favorilere eklenen 38. video oldu. Seçim iletişiminin devam ettiği son hafta HerkesicinCHP Youtube kanalı dünyada en çok takip edilen 49. Youtube kanalı oldu.

CHP’nin sosyal medya iletişimi Facebook ve Youtube’un yanında Twitter’da da yoğun bir şekilde devam etti. Seçim kampanyası süresince, Twitter’da CHP hakkında yapılan konuşmaların %87’si olumlu oldu. @HerkesicinCHP hesabının önderliğinde başlatılan beş konu başlığı, Türkiye’de en çok konuşulan konu başlıklarıydı.

CHP’nin ana merkezi olan chp.org.tr websitesi de basında çıkan haberlerde en çok beğenilen, en kullanışlı ve sosyal paylaşıma en uygun site olarak yorumlandı. Özellikle, Şeffaf Sayfa, yayına başlamasının ardından pek çok gazete ve dergide haber oldu.

CHP, genç seçmenle iyi iletişim kurabilmek için interneti hızlı, dinamik ve etkin şekilde kullanması gerektiği öngörüsüyle hareket ederek, planlı programlı ve hedef kitlesiyle samimi bir iletişim kurabilecek bir strateji takip etti. Bunun sonucunda da genellikle sandığa gidip vatandaşlık görevini yapmaktan imtina eden, apolitik yeni nesil ile bir bağ kurdu. Bu bağ, sandıklardaki genç oyların yükselişine bakıldığında başarılı biçimde kurulmuş gibi görünüyor.

Bu seçimlerde ilk kez sosyal medyada bir seçim kampanyası izledik. Ve bu kampanya örneğine bakacak olursak bir sonraki seçimde ne olacak diye meraklanmamak elde değil.

Yazıyı Gennaration’da okuyabilirsiniz.