Gennaration: iletişimcilerin iletişimi

New York’ta yaşadığım dönemde oradaki iletişim ortamı beni çok etkilemişti. Tez yazdığım dönemde, kuramlarından faydalandığım bir düşünüre anlamadığım bir nokta hakkında e-posta gönderip sonraki hafta boş bir zamanında 15-20 dakikalık bir kahve buluşmasında merak ettiklerimi sorabiliyordum. Ya da bir iş kolu üzerine merak ettiğim şeyler olduğunda o iş kolunda çalışan tecrübeli bir simaya yine e-posta gönderip bilgi istediğimde makul bir zaman zarfı içerisinde bu isteğime olumlu veya olumsuz yanıt alabiliyordum.

Orada yaşadığım süre boyunca attığım hiçbir e-posta cevapsız kalmadı; hiçbir telefonumun mantıklı bir zaman çerçevesinde cevaplandırılmadığı olmadı. Paul Auster’dan tutun da “one minute” olayının kahramanlarından Washington Post gazetesi başyazarı, David Ignatius’a kadar pek çok isim bu listeye dahil. Bu adamlar, iletişimci olmalarının yanında iletişim kurabiliyorlar da.

Ben Türkiye’ye döneli neredeyse bir buçuk sene oluyor. Bu süre zarfında tanışmak, konuşmak, fikir alışverişi veya iş görüşmesi yapmak ve benzeri sebepler için pek çok “iletişimci” ile yazışmalar yaptım. Sadece birkaç tanesinden cevap alabildim. Bırakın randevuyu veya kahve buluşmasını, cevap alabilmek bile bir lütuf gibiydi. Bana cevap vermeye lütfedenler oldu. Onlara teşekkür(!) ederim.

Buradan yola çıkarak, Türkiye’de iletişimcilerin iletişim kuramadığı gibi bir saptama yaparsam veya iddiada bulunursam buna itiraz edebilirsiniz. “Sana cevap vermemiş olmaları, onların iletişim kuramadıkları anlamına gelmez.” diyebilirsiniz. Ve doğrudur.

Ama bu “iletişim kurmadıkları” anlamına pek tabii ki gelir. İletişimcilerin üzerinde dikildikleri Olimpos Dağı’ndan aşağıdakilere bakarak, onlara çok yukarılardan seslendikleri ve onları kendi engin bilgileriyle eğittikleri dönemlerin geride kaldığını hatırlatmama gerek yok sanırım. İsterseniz bunu size Twitter’dan da söyleyebilirim; oradan söylersem ve bunu arkamdan yüzlerce kişi ‘retweet’ ederse bu yankılanma kulaklarınıza kadar gelebilir de iletişimin ne boyuta ulaştığını anlamaya yardımcı olabilir.

Demek istediğim, artık tek yönlü mecralar üzerinde uzun yıllardır hüküm sürmüş “söyleyen” ve “dinleyen” arasındaki monolog sona erdi. Devir diyalog devri. Bundan sonra siz söyleyeceksiniz, karşınızdaki cevap verecek ve bu diyalog sonucunda siz bir mesaj vereceksiniz ve verdiğiniz mesajın geri bildirimini anında alacaksınız; beğenseniz de beğenmeseniz de… Markaların çoğu isteyerek veya istemeyerek bu devrin hükümranlığını kabul etti ve ona uygun hareket etmeye başladı bile. Nestle, BP ve İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın sosyal medyada yaşadıkları krizler ve itibar kayıpları bunlara örnektir.

Marka iletişiminden tutun da politik diskur ve propagandaya kadar pek çok iletişim disiplini temel olarak bu değişimi kabul etmiş ve bağrına basmışken, bu iletişimleri düzenleyen ve tasarlayan iletişimcilerin bu değişime ayak diremeleri bana çok saçma ve komik geliyor. Hâlâ üzerinde dikildiklerini zannettikleri, o yıkılmaya başlamış Olimpos Dağı’nın tepesindeki yerlerinde, kendileriyle iletişim kurmaya çalışanlara yukarıdan bakarak, kibirli bir göz süzüşle e-postalarını silmeye veya ‘junk’ kutusuna göndermeye devam etsinler. Kendileri de o kutudaki yerlerini aldıkları zaman bunlara ihtiyaçları olacak.

İletişimciyseniz ve işiniz iletişim kurmak ise bunu kendi hayatınıza da uygulamalısınız, çünkü artık hayatınız da işinizin bir parçası. Ve aradığınız iletişim yönteminin veya fikrinin ne zaman nereden çıkacağını bilemezsiniz. Tüm iletişim kanallarınızı açık tutun; bakın, tüm dünya öyle yapıyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bile Twitter’dan kendisine hitap edenlere cevap veriyor; yeri geldi mi onları blokluyor (engelliyor). Bloklamak bile bir iletişim kurmaktır; iletişimi göz ardı etmek ise zaman içerisinde gözden düşmeye neden olabilir.

Ünlü Rus düşünür ve dilbilimci Mikhail Bakhtin ‘merkeziyetçi dil’ hakkında şunları söylüyor: “Üniter bir dil, katılaşmış sözsel ve ideolojik bütünleşme ve merkezileşme uğruna çalışan güçlere, kendilerini dışavurma imkanı verir. Bu güçler, sosyopolitik ve kültürel merkeziyetçilik süreçleri ile hayati bir bağ kurarlar.”

Türkiye’de yıllarca hüküm sürmüş bu merkezi dilin yapısı sabit kalmış, ama bu dilin konuştuğu ağızlar ve dinleyen kulaklar değişmiştir. Bakhtin’in ‘diyalogsal düşünce’ dediği, söyleyen ve dinleyen ikilisinin tek yönlü olmayan, devingen bir şekilde karşılıklı iletişim kurduğu bir dil yapısı (heteroglossia), henüz bizim muvaffak olabildiğimiz bir iletişim yapısı değil. Yeni neslin mecra tüketimleri dengesini geri dönülemez biçimde bozacakları ve TV, gazete gibi monoloğa dayalı, tek yönlü, bilenlerin bilmeyenleri eğittikleri iletişim yapısının değişeceği zamana kadar, bu iletişim(sizlik) düzeneği kör topal da olsa işleyecektir.

Yazıyı Gennaration’da okuyabilirsiniz.

indoor mapping: narkule by nerdworking

Nerdworking, has prepared an indoor mapping project for Tepe Construction Company’s new residential tower in Maltepe, an upcoming region of Istanbul, which is called NarKule (Pomegranate Tower). (You may remember their previous project on the eastern side of Haydarpasa Train Station, Monolithic, which I talked about in a previous post.) The indoor mapping visualizes an impressive combination of internal architecture and visual technology. It is pretty impressive to watch and Nerdworking seems to be promising to create very interesting projects in the future.

Here is more information about the Narkule Indoor Mapping:

Gated communities are accepted fictional living forms of the big cities. Most of the families want to live in a secure and well-prepared constructions with active social possibilities. The construction have also been designed for new communication ways and privacy limits of the visitors. Technologies and eco-friendly approaches in daily architectural visions direct urban planners to add really simple and effective designs on whole area. Taking all this into consideration; gated communities convert all this parameters into a reliable social networks with a specific design path.

NARKULE (narkule.com.tr/​) is located at the top of Narcity, which is designed by Nevzat Sayın (nsmh.com/​). Their first public housing project has a major public building now. Story of our performance is built on facts behind the curtain, such as energy of life and abstract links of the buildings. We covered walls / stage floor / stage background to project our visuals on it. NARKULE, its trade center and C Block of Narcity built by architects as a 1/50 models. We synchronized and projected our visuals on independently mapped 5 different surfaces at the same time.

Art Direction & Visuals: Deniz Kader – Candaş Şişman
Music & Sound Design: Görkem Şen
Project Management: Erdem Dilbaz
Project Co-ordinator: Elif Demirci
Modelling: Canan Erten, Alper Yıldırım, Elif Karaköse
Archive: Mert Şahbaz (photo), Volkan Çağalı (video)
Special Thanks to: Berna Erkartal, Cihan Kandaz, Pınar Karaduman, The Seed
Special Hates to: Dataton Watchout Systems.

Watch the indoor mapping here: