GQ: sosyal medya dünyayı kurtarır mı?

Twitter ve Facebook aktivizmiyle günah çıkaranlar ve hakkını arayan günahsızlar: Kliktivizm

Sosyal medya üzerinden dünyayı değiştireceğini sananlar şüphesiz ki yanılıyorlar. Başbakanınızın da dediği gibi, Twitter falan boş, tezek kokusu gerçek. Bir diğer koldan, insanlar sosyal medyanın dünyanın en büyük yeni gücü olduğunu düşünürken, Cüneyt Özdemir de kliktivizm (clicktivism) mefhumuna karşı haşin eleştiriler sıralıyordu. Özdemir, bunu “modern bir günahlardan arınma ayini” yani kişinin kendisini daha iyi hissetmek için bastığı iki tuş olarak yorumlamıştı.

Bazıları da merak ediyor ve soruyor: Bu kliktivizm dediğiniz ne ola ki? Böyle ‘layk’ verip, ‘retivit’ edip dünyayı mı kurtarıyorlar? Tekrar edeyim, ‘layk’ vererek dünyayı kurtaracağını sanmak safiyane bir düşünce olur. Biraz analitik düşünce yetisi olan herhangi bir kimse, sosyal medya üzerinde verdiği like’ın veya yaptığı retweet’in fiziksel bir karşılığı olmadığını idrak edebilir.

Arap Baharı sosyal medyada demlendi

Dijital katılım kavramını ve sosyal medyanın asıl gücünü de göz ardı etmemek lazım. Kliktivizm ile tatlı su aktivizmini karıştırmamak lazım. Tatlı su aktivizmi (slacktivism) dediğimiz şey, bana göre, oturduğu yerden savunduğu dava hakkında sosyal medyada yaptığı (profil resmini değiştirmek, like vermek, video paylaşmak, retivit etmek, vb.) faaliyetler dışında gerçek hayatında hiçbir şey yapmayan kişilerin eylemlerine denir. Tatlı su aktivistlerinin savundukları davalar, sanki boş vakitlerinde oynadıkları bir video oyunuymuş gibi bilgisayarı kapattıklarında o konu da kapanır. Yani, Cüneyt Özdemir’in eleştirmek istediği asıl kavram bu: kutuya girilir, günahlar dökülür, kapı açıldığında iç rahatlaması ve huzur.

Kliktivizm ise, bana göre, inandığı ve savunduğu konu hakkında daha eşit şartlarda mücadele verebileceği yeni bir alandır. Onlar için, mücadele her zaman devam eder. Mesela, pek çok kişi, kliktivizm ile ilgili fikir beyan ederken Arap Baharı’ndan da mutlaka söz eder. Bunu söylerken de vurguladıkları nokta şu olur: Arap Baharı internette değil sokaklarda oldu.

Aynı şeyi ben de sık sık söylüyorum. Fakat, burada diğerlerinden farklı olarak düşündüğüm nokta, Arap Baharı (ve son yıllarda olan birçok farklı toplumsal hareket) sosyal medyada demlendi. Sosyal medyanın insanları bir konu veya dava etrafında birleştirebilme, bir kamuoyu oluşturma imkanı verdiği açık bir gerçek. Kliktivizm, bir günah çıkarma eylemi değil, mücadelenin devam ettiği bir alan.

Bu çerçeveden baktığınızda, nasıl insanlar dizilerin “hashtag”lerini kullanarak Twitter’da gündem oluşturuyorlarsa, memnun olmadıkları markaları da pek ala paylayabiliyor… Seçim zamanı CHP’nin sosyal medyada ne kadar etkin olduğunu ve bazı anketlerde AKP’den öndeçıktığını hatırlayabiliriz. Bu aynı zamanda, sosyal medyadaki faaliyetlerin fiziksel karşılığı olmadığına da en büyük örnektir. Eğer anketlerde CHP’nin üstün çıkmasını sağlayan herkes gidip oy verseydi, belki durum —bir nebze daha—farklı olabilirdi.

Kliktivizm mi katılımcı demokrasi mi?

Bir başka deyişle, bu “modern günah çıkarma ayini” denilerek küçültülmeye çalışılan şey, meydanlara inip yürüyüşler düzenleyerek, oturma eylemleri yaparak bile elde edemeyeceğiniz bazı fırsatlar ve böylece elde edilen bir güç sunuyor: Katılımcı demokrasi.

Dolayısıyla, eskiden medya (ve medyacılar) ve de bazı kurum-kuruluşların elinde olan kamuoyunu oluşturma ve yönetme gücü artık bireylerin ve arkasında bir sivil toplum kuruluşu bile olmayabilecek alelade insanların da eline geçmiş bulunuyor. Cüneyt Özdemir gibi, bazılarının hakir görmeye çalıştığı kliktivizm sayesinde, insanlar artık seslerini duyurabiliyor ve diğerlerinin hak verdiği ölçüde kamuoyu oluşturabiliyor, haklarını arayabiliyorlar.

Dolayısıyla, bazılarının “modern bir günah çıkarma ayini” diye yaftaladıkları şey, toplum için “katılımcı demokrasi yoluyla hakkını arama eylemi” haline geliyor. Böylece, “tuzu kuru dünyalarında günah çıkaranlar” hakkını arayan günahsızların sesini duyurmasına destek vermiş oluyorlar.

İşte bu yüzden, kliktivizm deyip geçmeyin, onun arkasında savunulan düşünceler var—ve düşünceler inananlar olduğu sürece güçlenir ve gerçekleşirler.

GQ.com.tr

Akşam: nedir sakallı adamlarla alıp veremediğiniz…

Artık, sakalı hakkında, kendisi hakkında konuşulandan daha çok konuşulan bir adam olduğumun bir başka ispatı: GriZine adına Artvin’e gittiğimiz zaman çekilen şu fotoğrafımdan yola çıkarak Akşam Gazetesi’nde sakal dosyası yaptılar.

Dosya için benden görüş aldıklarında şunları söylemişim:

Sakallı erkeklerin daha bakımsız olduğu konusunda daha yaygın bir görüş var. Bu da çok yanlış. Her insan gibi bizim de evimiz barkımız var. Bakımsız ve kirli değiliz. Elimizi yüzümüzü yıkıyoruz.

Devamını Akşam Gazetesi’nde okuyun.